MEMLEKETİM, ATA YURDUM BAYBURT NEREYE GİDİYOR?

Doğduğum ve kendisine hep aidiyet hissettiğim Bayburt giderek elden kayıyor !

Memleketimin en önemli özelliği olan dindarlık, ahlaki değerlere bağlılık ve kadim şehir dokusu her geçen gün azalıyor!

Yüksek öğretim kurumlarının şehre gelmesi, genelde tüm eğitim katmanlarının inanç ve kültürümüzden habersiz, diplomalı cahil yetiştirmekte olduğu bir süreçte istikbalimizi temsil edecek genç neslin ahlaki çözülüşü Bayburt’un özüne de yansımaya başlamış !

Öyle ki sokaklar kozmopolit büyük şehirleri aratmayacak ahlaki bir çöküşe doğru yönelmiş gidiyor…

Ticari ahlak tefessüh etmiş, alışverişte dürüstlük ve kanaat, yerini fahiş fiyatlar ve fırsatçılığa dönüştürmekte!…

Şehrin plansız büyümesi ülkenin diğer şehirlerindeki çarpıklıkları aynen tekrar etmekte!…

Kadim şehir Bayburt‘tan neredeyse hiçbir eser kalmamak üzere tarihi doku her geçen gün yok ediliyor! Küresel emperyalizmin ve kapitalizmin yıkıcı etkileri diğer şehirlerimizde olduğu gibi Bayburt’u da esir almak üzere…

Bayburt , onu özgün yapan, diğer şehirlerden ayırt eden tüm özelliklerini kaybetmek üzere…

Cumhuriyet caddesi ihtiyacı karşılamaktan çok, kağıt üzerinde oluşturulan bir peyzajla

orta yerde duruyor !

Türkiye’nin genel meselesi olan ve bizi geleceğe taşıyacak olan nesillerimizin elden kayıp gitmemesi için hükümetin yerel yöneticilerin ve halkın kendine gelip ‘’nereye gidiyoruz?’’ sorusunu sorması ve buna cevap araması gerekir!

Bayburt Özünü, kimliğini ve onu ayakta tutan değerlerini yeniden kazanmak için Acilen harekete geçmesi lazım!

Burada öncelikle anneleri , kadınları ve kızları yaratılışların asli özelliği olan evinin, eşinin ve çocuklarının yetiştirileceği ocak olan yuvasına dönmesini sağlamak gerekmektedir.

Aile bütçesine katkıda bulunacaksa da öncelik ailesi eşi ve çocukları olacak şekilde çözüm yolları bulunmalıdır.

Anneler özellikle anneleri yeniden o şerefli ve erişilmez makamlarına yükseltecek tedbirleri acilen alıp, çocuklarını kreşlerde ana okullarında değil annesinin kucağında yanında şefkatin sicakliginda annenin eğitiminde büyüterek gelecek nesillerimizi kurtarmanın adımlarını atmalıyız!

Devletin tüm organlarıyla kadınları sokağa dökecek ve evinden koparacak, onları cafe denilen seviyesiz mekanlara yöneltecek politikalarını acilen gözden geçirmesi lazım.

Kadın derneği adı altında teşkilatlanan ve kadın hakları arama iddiası arkasında onları sokağa döken ve ailenin kutsallığından uzaklaştırma çabasındaki bu yapılardan uzak durmak ve onları gündemimizden çıkarmak adımlarımızdan biri olması gerekmektedir.

Eğer bu gidişe devlet, hükümet, yerel yöneticiler, halkın ileri gelenleri ve gerçek dindar insanlar dur demek için bir çaba ve  gayret içine girmezlerse çok uzun sürmez Bayburt bütün hassasiyetlerini kaybedecek duruma gelecektir.

Bayburt’un manevi önderleri şehre ruhunu katan değerleri olan İrşadi Baba, Ağlar Baba, hicrani baba, Dede Paşa, Hacı Şaban Efendi ve Şair Zihni gibi birçok hakk dostu önemli şahsiyetler yetiştiren Bayburt bozulursa Türkiye’nin manevi direkleri sarsılır ve özünü kaybeder. Bu da yeni neslin ihmali ve kaybını getirir…

Bayburt insanı kendini düzeltmezse bu gidişle maddi-manevi her türlü afetle yüzleşecek ve insanlarımız bu sarmal içinde kaybolup gideceklerdir.

Hala ümitvarız! İstikbal köklerdedir! Köklere yönelmek için hiçbir zaman geç kalınmış olunmaz!

Mimar Mehmet Osmanlıoğlunun Şehir ve Mimari üzerine araştırmaları ve Kitapları bulunuyor.

Şehir, mimari ve medeniyet üzerine yazılan bu kitap; insan hayatının çevreyle iç içeliğinin yanında, şehir ve şiirin müessir olduğu felsefi arka planla münasebetini, şehri bir organizma olarak insan-şehir- medeniyet düzleminde ele alan geniş kapsamlı bir çalışmayı içermektedir. Meydana getirilmesi uzun bir zaman alan bu çalışmayı bir kitap hâlinde okuyucuya sunmak istememizin amacını şu şekilde özetleyebilirim: Çağdaş şehirlerin ruhunu kaybederek kentlere dönüştüğü bir vetireden geçerken, kendi gelenek ve değerlerimize ait mazideki bütün tecrübemizi; şehir olgusundaki kültürel köklerimizi çoktan unutup gittiğimizi görmekteyiz. Bu kitapla belki geçmişte kaybedilen şehir-mimari- medeniyet üst perspektifinden, gelenek- mahalle-sokak ilişkisine dikkati çekerek “Osmanlı Şehir Modeli”nin günümüze uyarlanması üzerine bir adım atmış olursak kendimizi bahtiyar addedeceğiz. Bu çalışma “ideal şehrin erdemli bir hayatın anahtarı” olduğundan hareketle; “ideal şehrin paradigması”nı güncelleyerek yeniden teşekkül ettirme esas gayesi üzerine başlamış ve giderek genişleyerek bir kitap hacmine ulaşmıştır. İdeal bir şehir nasıl inşa edilmeli? Bu şehirleri nasıl anlamalıyız? Bütün bunları bazen bir şehir örneğinde (İstanbul ölçeğinde) ele alırken bazen de genel hatlarıyla Türkiye’nin bir problemi olarak ele alıp sizlerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculuğun sonunda varacağımız netice tabii ki bütün meseleleri çözecek ve sihirli bir formül ortaya koyacak değildir...