Bayburtlu Ünlü Tarihçi,Prof. Dr. Osman Turan Bayburtlu Ünlü Tarihçi,Prof. Dr. Osman Turan

27 Mayıs 1836 tarihinde Gümüşhane’den hareket etmiş ve yaklaşık 14 saatlik yolculuk sonrası Bayburt’a ulaşmıştır.

Bayburt kalesiyle ilgili en ayrıntılı bilgi veren seyyahların başında gelir.

Hamilton Bayburt kalesini şu şekilde tasvir eder: “…Bayburt kalesi, kasabanın doğusunda yüksek bir tepe üzerine yerleşmiş ve heybetli bir görünüme sahiptir. Kale tepesinin dibinden geçen Çoruh nehri, Karadeniz’e akar ve kıyısında güzelce sürülmüş ve işlenmiş içinde yüksek kavakların bulunduğu bahçeler vardır…”

Ayrıca seyyah, nehrin kenarlarında yaban domuzu ve geyik gibi av hayvanlarının olduğunun kendisine söylendiğini ifade eder.

Daha sonra Erzurum’a doğru hareket eden seyyah, yolların fevkalade mükemmel olduğunu ve öküz arabası ile burayı geçtiğini söyler. Helva bakır madenini ziyaret eden Hamilton, Maden ve Masat köylerine uğrar.

Dönüş yolunda bu defa İspir’den tekrar Bayburt’a uğrar.

1828-1829 Osmanlı-Rus savaşının Bayburt’taki tahribatının henüz silinmediği bir dönemde kaleyi ziyaret eden Hamilton, kalenin ve şehrin bu durumunu şu sözlerle açıklar: “…Bayburt kalesi, onun çok sağlam temelini adeta yalayarak akan nehrin diğer taraflarındakilerden izole edilmiş bir kaya kütlesi üzerindedir.

Sol yandaki tepeler ise evler ve bahçelerle kaplıdır harika bir görünüme sahiptir.

Biz kalenin altında ağaçtan yapılmış bir köprüden suyu geçtik ve kuzeye doğru uzanan aşağıdaki yokuşu tırmandık ve zirveye ulaştığımızda kendimizi harap bir kasabanın girişinde bulduk.

Yerler tamamen yıkılmıştı ve adeta Rus savaşının dünyayı umursamaz gözüken melonkoli örneğini temsil ediyordu çeşitli yıkıntıları ve çorak yolları karşıdan karşıya geçerek nehrin kasabanın içinden geçerek bir kayalık boğaza girdiği ve tekrar ağaç köprü ile onu karşıya geçerek kale tepesinin kuzey ucuna ulaştık.

Balığın çok bol olduğu derenin daha yukarısında aynı şekilde yapılmış iki köprü daha vardı…” 25 Haziran 1836’da Gümüşhane’ye hareketinden önce kaleyi tekrar ziyaret eden seyyah, kaleyle ilgili bilgilere şunu ekler: “… Başlıca ana giriş yüzü güney batıda olup iç ve dış duvarlar arasında oradan başka bir yerden aşağıya inilmeyecek miktarda boşluk bırakılmıştır.

Giriş üzerinde çeşitli Türk ve Arap kitabeleri ve kemerin altının her bir yanına kaba bir şekilde oyulmuş büyük bir aslan figürü vardı.

Kemerleri önemsiz derecede sivri uçlu güney ucunun yakınlarında bir mahzen bölümü kalıntısı vardı. Ama ben de bu güzellik ve düzenlilik ve kare biçiminde saracenic bloklardan oluşan ana giriş yada iç duvarın temiz işçiliğine hayran kaldım.

Batı tarafı boyunca kare, yuvarlak ya da üçgen çeşitli kulelerde aynı şekilde iyi inşa edilmişti.

Tepenin zirvesinin yakınlarında yanımdaki Ermeni rehberin ifadesine göre Greklerden kalma bir kilise kalıntısı vardı.

Çok kaba bir şekilde yapılan kilise binanın diğer bölümlerinden farklı ve doğu ucunda bir yarım daireli teması vardı.

Çeşitli Türk ve Arap kitabeleri daha üst duvarın dışına kazılmış ve diğerleri üç daireli olduğu halde taştan bazıları üstüne elmas şeklinde kutsama kazılmıştır.

Bu kalenin kuzey batı köşesinde çok ayrıntılı ve girift bir şekilde çalışılmış ve zirvenin yakınlarındaki iç kısımdaki eğimli surun köşelerinde bitirilmiştir. Sur tamamen zarif bir dış görünüm ve yerden 14 fit yüksekte olup hemen aşağısında Arapçayla yazılmış büyükçe bir kitabe ile düzgün bir kornişle tamamlanır..