banner520

Ermeniler yüz yıl öncede böyleydi..

Bu Gün Azerbaycan işgal edilmiş topraklarını kurtarmaya çalışırken içimizdeki bazı Siyasiler ve işbirlikçiler Barış naraları atıyor.100 Yıl önce yaşananların Bu gün yaşananlardan farksız olduğu aşikardır. Azerbaycan Türk halkı artık yeter diyerek bu zulmün bitmesi için canla başla cephededir.

Ermeniler yüz  yıl öncede böyleydi..
09 Ekim 2020 Cuma 15:59

Yeter artık…..bilmeden konuşup ta dedelerimizin kemiklerini sızlatmayın..Ne Barışı…

Türkiye Eski Türkiye değil,Azerbaycan Eski Azerbaycan değil...

"Sonsuza Kadar Adalet Sonsuza Kadar Hürriyet!"

Azerbaycan topraklarında kurdurulan Ermeni devleti 100 yıl önce bizim topraklarımızda kurulmaya çalışılmıştı..

                            Bugünkü Ermenistan toprakları bir zamanlar Türkler’in çoğunlukla yaşadığı ve Türk hanlıklarının yönettiği bir bölgeydi. Rusya’nın 19. yüzyılda Türk hanlıklarını işgali ve bölgenin nüfusunu değiştirmesiyle Ermenistan kuruldu.

                           Ermeni vilayeti kurulduğunda Müslümanlar çoğunluktu. Ruslar kademe kademe bölgedeki Türk nüfusu azaltıp, Ermeni nüfusunu artırdı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Osmanlı topraklarından ve İran'dan on binlerce Ermenin bölgeye göç ettirilerek, nüfus dengesi değiştirilmeye başlandı. Şehirdeki camiler ya kilise ya da depo yapıldı. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Rus Çarlığı'nın Ermeniler'i yine bölgeye göç ettirmesi, bölgedeki Müslümanlar'ı da Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakması Revan ve civarının Ermenistan'a dönüşmesindeki son adımdı. Ermeni vilayeti kurulduğunda bölge nüfusunun yüzde 74'ünü Müslümanlar oluşturuyordu. Bölgedeki Ermeni nüfusu Ermeni vilayeti kurulduğunda yüzde 21 iken 1916'da yüzde 58'e ulaşacaktı. Aynı durum bölgenin merkezi Revan'da da gerçekleşti. 1908'de Revan'ın yüzde 59'u Türk iken, 1917'de bu rakam yüzde 45'e düştü. 1932'de ise yüzde 6'ya kadar inecekti.

                           1917'de Çarlık Rusyası'nın yıkılmasından sonra Ermenistan kuruldu. Bu dönemde Kafkaslar'da ilerleyen Osmanlı ordusu Revan'ı aldı. Ancak bu dönemdeki şartlar yüzünden şehir Ermenistan'a geri verildi. Gümrü Antlaşması Türkiye-Ermenistan sınırları belirlendi. Sovyetler Birliği döneminde Ermenistan'da Türkçe yer isimleri değiştirilerek Türkler'e ait izler silindi.

                           100 Yıl önce Bayburt’ta yaşanan olaylar bu gün yaşanan Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşananların tekerrürüdür.

                              (18 Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesine bağlı kalan Ruslar 17 Ay işgal ettiği toprakları terk ettiğinde artık Bayburt için kelimenin tam anlamıyla vahşet daha yeni başlayacaktı.)

                             Kazak asıllı yüzbaşı Popof ve Erzincan havalisinden çete reisi Antranik’le koordineli çalışan, Varzahanlı Arşak David, Kısantalı Kirkor, Siptoroslu Misak, Nivli Hacı İbik oğlu Karakin, Hindili Kör Hamas, Lusnuklu Antranik, birâderi Gorgi, Kopuzlu Serkis, Hindili Yiğit, Azorkalı Sehak,      Rumeli karyeli Masrup, Malansalı Boğos, Çakmaslı Zekyos, Hayikli Tulumbacıoğlu Bedros ve Kopuzlu Hamparsum’la beraber maiyetindeki 484 Ermeniyle Bayburt ve civar köylerde gündüzleri talim, geceleriyse komite başlarıyla savaşın gidişatına göre toplantı halinde muhakeme yapılıyor ve bu toplantıda konuşulan ileri sürülen her türlü bilginin dışarıya sızmamasına önem gösteriliyordu.

                          Müslüman ahâliye karşı oldukça ciddi ve mütevazi davranılıyordu. Hatta Müslüman ahâliyi tatmin etmekte ne kadar başarılı oldukları; of ve sürmene taraflarından ermeni çetelerine karşı talep edilen yardıma belediye reisi Hafız Süleyman Efendi’nin engel oluşundan belli oluyordu                                   Halka karşı güven veren çete lideri Arşak, Müslüman Türk halkının saygı duyup rağbet ettiği ‘’paşa’’ ünvanına sığınarak; her sokak ve mahalleye bir takım devriyeler çıkartıyor ve birer bahaneyle sokaklardaki ahâli toplanmaya başlanıyor.

                          Mahalleler arasına çıkan devriyeler tesadüf ettikleri köylüleri ve yerli ahaliyi “Arşak Paşa çağırıyor, mühim mesele görüşülecektir.” Şeklinde aldatarak topluyor ve bunlar Rus işgalinde mahpushane yapılan Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesine yerleştiriliyor.

                           Hapishaneye götürülen her şahsın kapı önünde evvelâ üzeri aranıyor ve bulunan para ziynet eşyası alınıyor. Her türlü gasp, darp ve işkenceyle hapishaneye sokuluyor çarşı ve pazarda bulunmayanların ise zorla evlerine giriliyor, para, kıymetli eşya ve ziynetleri alındıktan sonra bir kısmı kapıları önünde feci bir şekilde katlediliyor. Diğer bir kısmı ise çeşitli zulümlerle hapishaneye sevk olunuyor. Bu hâl üç gün süreyle devam ediyor.

                         Dördüncü günün sabahı Müslüman kadınlarının da toplanmasına başlanıyor ve topladıklarından on dört kadınla iki kızı Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesi karşısındaki Haydar Bey’in ahşap oteline dolduruyorlar. Artık Arşak ve maiyetindekilerin kanlı emellerini tatbik etme vakti gelmişti. İşe önce Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesinde bulunanlardan başlanıyor.

                        Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesinde bulunanlar sırasıyla, kapıdan girildiği zaman sağdan birinci odaya yirmi üç, soldan birinci odaya dört, ikinci odaya altmış, üçüncü odaya elli ve boşluğun sonundaki odalardan soldakine kırk sekiz ve sağdakine sekiz, toplamda yüz doksan üç ‘’can’’ yerleştiriliyor. Soldan birinci odada bulunan belediye reisi Hafız Süleyman Efendi ile Kormas köylü (Polatlı) Ahmet ve Abranslı (Akbulut) İrfan ve Vağındalı (Çayırköprü) Pirî odadan çıkarılıyor. Ellerinde bulunan süngü balta ve demirle pek feci bir surette öldürülüyor, daha sonra sırasıyla diğer odalara geçerek aynı suretle katle başlanıyor.

                       Gözleri önünde fecî bir surette ve vahşîce arkadaşlarının katledildiğini gören diğer mahpuslar canhıraş sadalarla bağırıyorlar ve kendilerine sıra gelince mümkün mertebe nefislerini müdafaaya çalışsalar da bütün müdafaa imkânlarından mahrum bir şekilde vahşetin en büyüğüne maruz kalarak bin türlü işkence arasında can veriyorlardı.

                       Tüm bunlar olurken ikinci odada bulunan altmış kişiden Murad Çavuş, Şevki Saraç Hafız ve Zâhid mahallesinden Beydioğlu Sadık (Ermeniler firar ettikten sonra yangın içinden çıkarılmışlar) ölüler arasına sokularak kendilerine ölü vaziyeti vererek hayatlarını kurtarabiliyorlar. Süngü ve baltayla icrâ edilen işkence karşında yere yığılmak yetmiyormuş gibi cansız bedenlerin üzerine gazyağı döküp yakmak suretiyle arada sıkışık kalanlardan ölmemiş olanlar dahi bu suretle yakılmış oluyor. İnsanın bu işkenceye maruz kalırken ki duyduğu acı kadar, bu işkenceden dolayı yükselen feryadı duymaktaki acıda dayanılmaz.

                     Boşluğun nihayetindeki ve soldaki odada bu feryadı duyan kırk sekiz kişiye sıra gelmişti. Bunlar içinde bulunan Dağıstan’ın Kompo şehrine bağlı Hokal kasabası ahalisinden olup o tarihten sekiz ay evvel Bayburt’a gelerek kunduracılıkla uğraşan yirmi iki yaşındaki Mehmed oğlu Abdullah, karşısında cereyan eden feci sahneyi görür görmez arkadaşlarını müdafaada bulunmaya sevk ediyor. Bulundukları odanın dışarıya bakan boşluktan kopardıkları demirle zemine döşenmiş kemer taşlarını sökerek kapıyı kapatıyorlar.

                       Katle gelen Ermeniler bu durumu görünce kapıyı kırıyorlar. Fakat yığılan taşlardan içeriye girilmesi mümkün olmadığı için kapı arasından ve baca boşluklarından bomba atarak kurşun yağdırarak hücum ediyorlar. Ne olursa olsun müdafaayı elden bırakmamaktan başka çareleri olmayan bu çaresiz ‘’can’’lar atılan bombaları tekrar geriye atmak ve taşlarla karşı koymak suretiyle, diğer yandan odanın beton duvarında gedik açmaya çalışıyorlar.

                       Bu feci sahne devam etmekteyken Haydar Bey’in oteline doldurulan on dört kadını baştan aşağıya soyduktan sonra çıplak bir halde güya teşhir etmek maksadıyla bulundukları yerden çıkarılıp Haydar Bey’in oteline bitişik Çavuşoğlu’nun oteline nakledilen bu zavallılar bir bir katledilip, ardından oteli yakıyorlar.

                       Oteli yakmadan önce bu on dört kadından üçü elbiselerinin tamamen çıkarılması hakkındaki teklife tahammül edemeyerek kendilerini pencereden dışarıya atıyorlar. Bu kadınlardan ikisi kaçmaya çalışırken Otel civarında bulunan Ermeni devriyeleri tarafından katlediliyor.

                       Pencereden aşağı atlayan kadınlardan teki diğerleri gibi kaçmaya yeltenemiyor, çünkü ayakları kırılmış bir şekilde acıyla yerde kıvranıyordu. Kendisiyle birlikte otele tevkif edilen iki kızının yukarıdan bu durumu görüp feryada başlaması üzerine gözü dönmüşler bu annenin yavrularını hemen aşağı indiriliyorlar ve onlarda katlediyorlar.

                       Görülmemiş ve akla hayale gelmeyecek işkencelerin ardı arkası kesilmiyor. Bu katledilen yavruların biri annenin bir koluna diğerini öteki koluna yatırıyorlar. Ayakları kırılmış vaziyette İki koluna cansız bir şekilde uzanmış yavrularının acısına can nasıl dayansın.! Annelik duygularının dayanamayacağı bu son sahne üzerlerine gaz dökülüp yakılmak suretiyle son buluyor. Bu iki yapının içinde ve etrafında tüm bu zulüm devam ederken mahalleler arasında da yağma ve yangınlar çıkarılıyor. Bi-çare göğe yükselen feryadın figanın eşliğinde, beşyüze yakın iğfal edilmiş kadınlara, derisi yüzülmek suretiyle güya ibret olsun diye yol kenarına atılan kimi bedenlerle beraber, bin bir türlü işkence sonrasında yakılmış küçük yavrularda ekleniyordu.

                       Yok muydu bu işkenceyi bu katliamı durduracak..? Cenabı Hakkın tecellisine akıl sır ermez. Tüm bu işkenceler devam ederken Bayburt’un güney batısında ve caddenin sol tarafında, Rusların cephanelik olarak kullandığı binbaşı hanları plân haricinde ateşleniyor. Yeri göğü inleten bu müthiş patlama katliam faaliyetinde bulunan Ermenileri şaşırtıyor.’’ Kasabaya Türkler geliyor, toplar patlıyor!” sözleriyle kaçışmaya başlıyorlar. Savunmasız halka her türlü işkenceyi ve katliamı tattıran gözü dönmüşler korku ve telaşla yakıp yıktıkları Bayburt’u terk ediyorlar. Daha önce Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesinde o zamana kadar Ermenileri meşgul etmeye muvaffak olan bu kırk sekiz kişi birden bire oluşan bu sessizliğe anlam veremedi. Bu anlamsız bekleyiş uzun sürmedi.

Bir ses yükseldi.. –Top patladı.. Türk kıtası Bayburt’a ulaştı..

 Ermeni kıtası kaçtı. Diyerek etrafta gizlenenler haberdar edildi.

                     Salih Hamdi Efendi’nin ticarethanesinde o insanın kanını donduran bi-çare müdafaa için bekleyenlerde bulundukları yerden çıkarak tüm ahaliyle birlikte yangına verilmiş şehri söndürmeye başlıyorlar. Tüm bunlar Rusların çekilip Türk kıtalarının bölge bölgeye yayılmaya başladığı zaman arasında olduğu düşünülürse katliamın planlı tertip edildiği anlaşılıyor.

Şimdi tam bu noktada aksi yönde hesap vermeye itildiğimiz şu günlerde bazı aydın zümresiyle özür dileyenlere.bir soru soralım.. Bu katliam nedendi.? O gün Keşif kollarının anlamsız bakışlardan başka karşılık bulamadığı bu sorunun cevabı ne yazık ki bugün hala yanıtsız kalmaktadır.

                   100 Yıl Önce Bayburt’ta Yapmaya çalıştıklarını 100 Yıl Sonra Hacalıda yaptılar..

                    Karabağ'ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini Aralık 1991'de işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı'yı ele geçirmekti.

                     Ermeni güçlerinin ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 7 bin kişinin yaşadığı bir kasabaydı.

                    Hocalı'nın etrafındaki bütün köy ve yolları tek tek ele geçiren Ermeni güçleri, kasabanın diğer illerle kara yolu bağlantısını kesti. Hocalı'nın diğer bölgelerle tek bağlantısı olan helikopter ulaşımı, 28 Ocak 1992'de Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından vurulmasıyla ortadan kalktı. Olayda, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti.

                     Ocak ayının başlarından itibaren elektrik verilmeyen Hocalı'nın savunması sadece hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerinden ibaretti.

                      25 Şubat 1992'den itibaren Hocalı'ya saldırıya başlayan Ermeniler, bölgedeki Sovyet ordusuna bağlı 366. Zırhlı Alayı'nın bütün araçlarını kullanarak, şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hafızalardan yıllarca silinmeyecek "Hocalı Katliamı" yapıldı.

                      Resmi verilere göre, Hocalı Katliamı'nda savunmasız durumdaki 106'sı kadın ve 63'ü çocuk, 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı kurtulurken, Ermeni güçleri bin 275 kişiyi rehin aldı. Bunlardan 150'sinden haber alınamadı.

                     Katliamda 8 aile tamamen yok edildi, 25 çocuk her iki ebeveynini, 130 çocuk ise ebeveynlerinden birini kaybetti.

                       ( Yarın yapılacak Rus Zirvesinde Masaya oturacak olan Azerbaycan ve Ermenistan tarafları umulurki işgal edilmiş topraklardan Erministanın çıkma kararı alınır.Aksi halde Azerbaycan Masayı devirmeli ve toprakları işgalden kurtarılana kadar devam etmelidir..)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali - 2 hafta önce
Dünya milletlerine şöyle bir bakın zalimlik, zulüm, cephede olmayan silahsız sivil halka silah sıkan, işkence eden, kadınlara tecavüz edenler hep gayrimüslüm milletler. Örnek verecek olursak ta onlarca yıl değilde yaşadığımız zaman içinde sırpların bosnalı müslümanlara, kıbrısta rumların yaptıkları, karabağda ermenilerin yaptıkları, filistinde yahudilerin yaptıkları, doğu türkistanda çinlilerin yaptıkları, yunanın kaçarken yaptıkları hiç havızalardan silinir mi.Bunların içinde zulüm eden müslüman bir millet varmı.
Avatar
TÜRK - 1 hafta önce
Bu alçaklarin torunlari türkiyede ticaret yapip para kazansinlar.Diğer taraftan hertürlü şerefsiz liği sinsice terör örgütlerini desteklesinler.İstanbul gibi büyük şehirlerin en güzel yerlerinde yaşasinlar ondan sonra besleyelim düşmanlarimizi bu topraklarda boş boş konuşsunlar siyasetciler milletimiz bu şerefsiz alcaklari bu topraklarda yaşamasina izin verenlere Allah lanet etsin.